Kafkas Çeçen Kültür Derneği İstanbul Türkiye

ihsan BERKHAN
07 Haziran 2014 Cumartesi
ÇEÇEN HİLMİ (Bir PATENT Öyküsü)

ÇEÇEN HİLMİ ( Bir PATENT Öyküsü / Hilmi Ünal Biyografisi -İhsan BERKHAN )

 Atatürk’e… Ordu yok! dediler

 – Kurulur! Dedi, Para yok! Dediler

 – Bulunur! Dedi, Düşman çok! Dediler

- Yenilir! Dedi.

Ve dediğini de yaptı.

 “Şartlar ne olursa olsun azmin elinden hiçbir şey kurtulmaz” Hilmi ÜNAL

1938 yılının ikinci günü dünyaya geldi, sıcak bir odasında, Kahramanmaraş’ın Göksun İlkesine bağlı Çardak Kasabasındaki iki katlı beyaz badanalı evlerinin… Dışarısı, adam boyu kar, zemheri, soğuk ; habercisiydi sanki hayatın da geçeceğini kış gibi çetin.

“Benim doğduğum yer güzel bir bucak

Ötesinde kamışçık soğulcak

Bayram geldi seyran geldi

Şenlendi ey koca Çardak”

Annesi Uzunyayla’ lı Çerkes’lerden Mekkan , 102 yaşadı, ne güzel de mızıka çalardı, gelin geldiği evde ölene kadar, babası meşhur İba’nın kardeşi Zekeriya, Çeçen.

 Çardak’ ta 1945 yılının başında sonbaharın…gitmeye başladı İlkokula, hava şartlarının tarlaya gitmeye müsaade etmediği zamanlarda …yine de, başarıyla tamamladı okulunu, derecesi:Pekiyi.

Çocuktu, küçüktü ama gitmek istiyordu yine de buralardan , korkuyordu sıkışıp kalmaktan arasında Parpı ile Tülicenin.Doğdu Berit’in eteklerinden doğan güneş gibi fırsat bir gün, ayrıldı Çardak’ tan, ablası ve eniştesiyle.

Hissediyordu omuzlarında, bu yaşta, ağır ve acımasız yükünü hayatın. Öylesine çok istiyordu ki okumayı , ama çalışmak zorundaydı , okul kendisinden gittikçe uzaklaşan tatlı bir düş gibi kaldı.

“Çardak hasreti getirdi bizi

Burada günlerimiz güzel geçti

 Berit takdı tülbentini

Bu bayram da serin geçti”

Çardak’ tan İzmit’e gelmişti, mevsim sonbahardı, okul zamanıydı., ne var ki ağaçlardan düşen sararmış yapraklar gibi yavaş yavaş azalıyordu okula gitme hayalleri….

Türkyolu Matbabası’ nda çırak olarak işe başladı. Gayretli, çalışkan bir gençti, kısa sürede farkedildi bu özelliği ve ödüllendirildi, matbaa mürettipliğine terfi ettirildi.O her sabah işe çalışmaya giderken yaşıtları okula gidiyordu. Ayakları işe yönelirken aklı okul formasını giyip yıldızlı şapkayı takarak akranlarıyla okulun yoluna sapıyordu…Sonbahar, kış, bahar derken böylece geçti koca bir yıl, ve okullar tatil oldu. Yaz tatilinde çalışmak için bir öğrenci, çırak olarak geldi matbaaya, iyi de arkadaş oldular, derken yaz da bitti, arkadaşı ortaokula başlamak için ayrıldı matbaadan, ve arkadaşından, gitti!.Ancak, ayrılmadan önce sordu Hilmi’ ye “Sen hangi okula gideceksin?” , Hilmi : “Ben okula gidemeyeceğim” dedi arkadaşına, arkadaşının tek kelimelik sorusuna cevap vermek ilkinden daha zordu: “Neden?” Çünkü onu okutacak kimsesi yoktu!.

Uzun bir sessizlikten sonra arkadaşı yarım gün iş yarım gün okula gidebileceği önerisini getirdi ve ekledi hiç kimsesi yok ise babasının kendisinin de velisi olabileceğini…Bu konuşmaya kulak misafiri olan ustabaşı tuttu kolundan Hilmi’ yi götürdü doğru matbaa sahibinin odasına , “patron “ dedi, “söyleyecekleri var bu gencin sana “. Hilmi , bütün cesaretini toplayıp ”Haftalığım olan 7,5 liranın 2,5 lirasını kesseniz de benim yarın gün okula gitmeme izin verseniz” diyebildi. Ancak, patron : “ hayır”, dedi “teklifini kabul etmiyorum!”

Gitti bir anda gökyüzüne doğru uçan kuşlar gibi…umutları…”hayır” diyordu patron “2,5 liranı kesmeyeceğim, 2,5 lira zam yapıyorum, ayrıca bütün okul masrafların bana ait”… Bir avuç buğday serpildiğinde , Yeni Cami önünde, taşların üzerine doluşan güvercinler gibi pır pır etti yüreği…sadece “sağolun” diyebildi. Tenha bir yere çekilip uzun süre ağladı, neden ağladığını bile bilmeden, sevinçten…

Güzelleşti herşey, birden bire aydınlandı hayat, çünkü artık okul forması vardı ve de yıldızlı şapkası , ve de o güzel okul arkadaşları… ancak ani gelen bu neşe aniden kayboldu, üç ay sürdü topu topu. İstanbul’a taşınmaları ani oldu, arkadaşlarıyla vedalaşamadı bile…

İstanbul Sirkeci’de bir motorcunun yanında çırak olarak bir süre çalıştıktan sonra yine Sirkeci de bir matbaada yine çırak olarak çalışmaya başladı.Sonrasında bir elektrikçinin yanına çırak olarak girdi, elektrik işini daha çok sevdi. Kendisine bu işi meslek olarak seçti ve bu alanda geliştirmeye çalıştı.O anki duygusunu yıllar sonra “...artık şuna iyice inandım ki bir meslek elde edecek ve geleceğimi buna bağlı olarak düzenleyecek isem mantık ve beceriyi bir araya getirerek el emeğinin karşılığında hak ettiğim ücretle geçim sağlayacaktım, kndime bir yol haritası çizdim, yaparak öğrenmek , öğrenerek yapmak , ilgili mesleki kitapları okuyup pratikle bütünleştirerek akşam sanat okullarında elektrik ve bobinaj kurslarına devam ederken radyo ve telsiz gibi elektronik meslek kurslarına da gidiyordum…” diyerek anlatacaktı….Mesleki kitaplar okumanın yanısıra akşam sanat okullarında elektrik ve bobinaj kurslarına , radyo ve telsiz gibi elektronik meslek kurslarına katıldı. Ancak bu durum yine de yolu İstiklal caddesine düştüğünde Galatasaray Lisesinin demir parmaklıklarına tutunarak teneffüse çıkan çocuklara bakarak “ben neden bunların arasında değilim ki” diyerek isyan etmesini engellemiyordu. Ancak ileriye yönelik umudu ve çalışma azmi en büyük teselliydi kendisine…

18 Yaşına girdiğinde bir tanıdığının yardımıyla İstanbul Belediyesi Fen İşleri Müdürlüğü’ ne bağlı Mecidiyeköy’de bulunan Atölyesinde oto elektrikçisi olarak işe başladı. Hayat her türlü zorluğu karşısına çıkarıyordu ancak hiç de kötü denebilecek insanla karşılaşmadı . Herşey güzel yolunda giderken askerlik geldi çattı. Acemi eğitimini Sivas’ ta tamamladıktan sonra Kars’a gönderildi. Askerde telsizci idi, sonra motor kademesine alındı, orada hiç elektrikçi yoktu. Basit arızalardan dolayı servis dışı kalmış bir çok aracı hizmete hazır hale getirdi. Askerde gerek arkadaşları ve gerekse komutanları tarafından sevilen bir er olarak kısa sürede onbaşı rütbesine yükseltildi ve Tekerlekli Araçlar Baş Makinisti oldu. Ne var ki ne bir mektup geliyordu ne bir kuruş para. Bir subay çocuğunun verdiği fotoğraf makinası ile erlerin fotoğraflarını çekerek asker harçlığını kazandı. İzin bile kullanamadan bitti nihayet askerlik; memleketi Çardak’ a ( Göksun/K.Maraş) geldi. “…bir an evvel herşeyi bıraktığım yerden devam etmek için…” İstanbul’a dönmek istiyordu biran önce ama parası yoktu. Bir gün sonra Göksun’ da yapılacak güreş festivaline katılmak ve büyük ödülü almaktan başka şansı da yoktu, aldı da. Aldığı para ödülü ile babasını da memnun etti, İstanbul’a ulaşmasına da yetti.

“Benim her bayramda içim burkulur

Davulun tokmağına kelepçe mi vurulur

Vurulursa bunun hesabı

Ruzi mahşerde sorulur

Vur be Kara yeğenim vur

Bu dünyaya kazık çakmış hiç kimse yoktur

Köroğlu yu vur

Koşmayı vur

Kabayı vur

Garibi Vur

Vur be Kara yeğenim vur”

Aile büyüklerinin de isteği ile isabetli bir evlilik yaptı. Ankara Hasanoğlan İlköğretim Okulu’ na teknik sorumlu olarak işe başladı. Birikmiş, çözüm üretilememiş teknik sorunlarla birbir ilgilendi ve çözdü ve haliyle okul yönetimi ve eğitim kadrosunca oldukça sevildi.Bir kız bi erkek iki çocukları oldu, isimlerini İstiklal Marşından buldu: Nazlı Hilal, Serhat Celal! Emekli olunca Ankara’ ya yerleşti. “…emekliliğim geldi çattı ve Ankara’ ya taşındık, öncelikle çocukların eğitim düzeyi yüksek okullarda okumaları için Bahçelievler’ de ev kiralayıp oturduk…(…)...ben farkedemesem de çocuklar artık büyümüştü., bana maddi anlamda yük olmamak için ellerinden gelen gayreti gösteriyorlardı, kızım eski gömleklerimi giyerek üniversiteye gidip geliyor, oğlum gönderdiğim okul harçlığı parayı harcamamak için belki de hergün makarna ile karnını doyuruyordu…ama şunu bilmiyorlardı ikisinin de üniversitede okumasından dolayı ben hak ettiğim mutluluğu yaşıyordum…” Çocuklarının en iyi eğitimi almaları için tüm maddi zorluklara rağmen ellerinden geleni yaptı. Kızı şehir planlamacısı, oğlu makine mühendisi oldu. Geliştirmek istediği bir çok teknik yenilik ve ilklerde en büyük desteği ve gücü artık çocuklarından görüyordu.

1974 Kıbrıs Barış Harekatı’ nd Türkiye’ nin yalnız bırakılması karşısında , savunma sanayine hizmet için yerli üretimin şart olduğunu düşündü ; havacılık yer destek cihazları üzerinde uzun süre çalıştı. Bu uzun çalışmanın sonucu olarak ürettiği ürünü alarak Türk Patent Enstitüsü’ ne götürdü; bizzat Enstitü Başkanı ile görüşerek ürününün özelliklerini anlattı, başkan çok şaşırmıştı, sordu “Şimdi bu ürün Ostim’ de mi yapıldı?” Evet yanıtını alınca yerinde incelemek istedi, ertesi gün geldi inceledi de. Resim ve çizim konusunda yardımcı olabileceğini söyledi, memnuniyetini dile getirdi. Nihayet ilk patent başvurusunu yaptı ve tescil ettirdi. Ancak, tescilli ürünü geliştirebilmek için Tübitak desteğine ihtiyaç vardı. Başvuru, detaylı sunum ve yazışmalardan sonra Tübitak’ tan destek kararı çıktı.Bu destek ve güvenin bir sonucu olarak Avrupa Birliği çerçeve programına dahil olundu. Yedinci Çerçeve programına Koordinatörlük görevi üstlenildi.

İkinci patent başvurularını oğlu Serhat Celal’in tek başına geliştirdiği “Sahra Hastaneleri İklimlendirme Cihazı” için yapıldı ve kusursuz bir başvuru ve tescil sürecinin ardından bu ürüne de patent belgesi alındı. Yenilikler ve patentler arka arkaya sıralanınca doğal olarak bu durum ilgili kurum ve kuruluşların da dikkatinden kaçmadı. Bir plaket töreninde beş kuruluşa plaket verilecekti.Salondaki oturma sıralarının önünde beş adet özel koltuk vardı.Sağ ve soldaki ikişer koltukta profesörler vardı , ancak ortadaki koltuk Çardak İlkokulu mezunu Hilmi ÜNAL’a ayrılmıştı. Zamanında çetin koşullarda kendisinin çalışmak zorunda kalmasının ,okuyamamasının verdiği acı dersle , çocuklarının eğitimine verdiği önemin mükafatını , çocuklarının desteği ile yaşanan bu gururla alıyordu. Eğitimin sadece okulla sınırlı olmadığının, insanın isterse, azmederse kendisini geliştirebileceğinin , saçlar beyazlamış yaş alınmış da olsa insanın fikir, emek ve azmiyle genç kalınabileceğinin güzel bir örneği olarak duruyordu.

Şu an iki önemli proje üzerinde çalışılıyor. Bunlardan ilki ,Ülke ihracatında önemli yer tutan kaysının güneş enerjisinden ağırlıkla yararlanılmak suretiyle hijyenik, homojen ve hızlı olarak kurutulması projesi; diğeri ise uçakların nakil sistemi ile ilgilidir. Bu projelere ilişkin ar-ge çalışmaları tamamlanmış , patent tescilleri yapılmış ve makine üretim aşamasına geçilmiştir.

“Hedefte çok önemli çalışmalarımızın olacağına inanmaktayız. Ülkemiz hızla gelişen bir ülkedir, bu hızlı gelişmenin devamı için her yıl artan enerji açığımızı ele almak zorundayız , mevcut enerjimize her yıl 15 milyon Kwat saat ilave enerji üretmek gibi bir mecburiyetin yanında doğalgaza bağlı enerji üretiminden kurtulmak için yenilenebilir enerjiye yönenilmelidir” diyen işadamı Hilmi Ünal’ ın beyanlarından hedefte daha pek çok projenin, buluşun olduğu anlaşılıyor.

Azimle çalışmanın erdemiyle yeni fikirlerin peşinden durmadan koşmanın doğal bir sonucu olsa gerek, yetmişaltı yaşında genç kalmak ! Çetin hayat koşullarından süzülüp , mutluluğu başarıda yakalamak, kimseyi üzmeden, kimseye küsmeden…

“Ah şu fani dünyayı sorsalar Çeçen Hilmi’ ye

Vallahi değmez derim kimseyi üzmeye

Kardeş kardeşi yaralıyor İki karış kara yere

Görmüyor musunuz yan yana yatıyor

Göçüp gidenler Cücüktepe’ de”

“Çeçen Hilmi” ( Hilmi ÜNAL) BİYOGRAFİSİ’ ni Kaleme Alan: İhsan BERKHAN

04.06.2014-İstanbul

Bu Yazı Toplam 1834 Defa Okunmuştur
Kafkas Çeçen Kültür Derneği Mail Listesine Katılmak ve Düzenli Haber Bülteni Almak İçim Katıl
Etkinlik Takvimi

«  Aralık 2017  »
PzPtSaPeCuCt
 12
3456789
10111213141516
17181920212223
24252627282930
31 

 
Yorum / Makale
ÇEÇEN EVİ

Abdurrahman ÖZDİL
ÇEÇEN KÜLTÜRÜ TESPİT ÇALIŞMALARI 1

Erol YILDIR
ZAMANIN HÜKMÜ

Atila DOĞAN
ÇEÇEN HİLMİ (Bir PATENT Öyküsü)

ihsan BERKHAN
KURŞUN 1. bölüm

Ali BOLAT
TÜRKİYE ÇEÇEN DİASPORASININ EN ÖNEMLİ PROBLEMİ

Yahyahan GÜNEY
ŞEHİTLERİMİZ - GAZİLERİMİZ

Emin ALTUNBAY