Kafkas Çeçen Kültür Derneği İstanbul Türkiye

Ali BOLAT
15 Kasım 2013 Cuma
KURŞUN 1. bölüm

K U R Ş U N 
1. Bölüm

Çeçenler Çardak köyünü 1860 yılları civarında kurmuşlar. Bir söylentiye göre de; ilk gelenlerin 1860 dan da önce (l864 deki büyük göçten önce) köye yerleştikleri, sonradan gelenlerle büyüyüp nüfusunun arttığı şeklindedir. Ancak köyün kuruluşu ve tarihi hakkında; belgeye dayanan bir bilgi yoktur.
Nasıl, ne zaman ve hangi sebeple gelip yerleşmiş olsalar da, bilinen gerçek; buraların terk etmek zorunda kaldıkları daymohk’a (ata yurdu)  benziyor olması idi.
Çeçenler başlangıçta daymohk’a dönmeye kararlı idiler. Fakat bunun olanaksız olduğunu anladıklarında; kesin yerleşmeye karar verdiler. (Bu sürenin 20 yıl kadar olduğu söylenir.) Bu toprakları ikinci vatan saydılar. Herkes bağ bahçe, çift çubuk, davar, sığır edindi.
İlk gelenler köyün alt tarafına yerleşmişler. Daha sonradan gelenler köyün üst taraflarında orman açarak yer yurt edinmişler. Akrabalar ve aynı tayp (kabile, klan) dan olanlar birbirlerine yakın oturmuşlar. Bunlardan Biybolat, Mada ve Cebrail’in babaları Dişnuo tayp’ındandı. Mada ile Cebrail gil yan yana, Biybolat’ın evi ve bahçesi de onların arka tarafında her ikisine de bitişikti.
Herkes evlerinin önünde yetecek kadar geniş bahçeler yapmışlar. Bu bahçelere çeşitli ağaçlar ve sebzeler ekmişler. Her evin önünde mutlaka bir dut ağacı ve birkaç başka meyve ağacı vardır. Çardak, bu yüzden yazın yemyeşil, cennetten bir köşe gibi idi. Hala da yeşildir ama eskiden daha güzel olduğu söylenir. Çevrede ki diğer Kafkasyalıların köyleri de yeşildir.     
Ata yurdundan getirdikleri gelenek göreneklerini, yaşam biçimini de katı bir biçimde koruyorlardı. Tavır ve davranışları, giyim kuşamları da etrafta ki yerli halktan farklı idi. Kalpakları, göğsü fişekli Kafkas giysileri, kamçıları, yamçıları ve özellikle de kamaları! Hiç biri kamasız gezmezdi. Bu kamalara her Cuma namazından sonra iş de düşüyordu doğrusu.
Daymohk’a benzeyen bu yörede kendi kendilerine yetmeye çalışarak ve Ata yurduna olan hasretlerini şarkılarla terennüm ederek yeni vatanlarına alışmaya çalışıyorlardı Çeçenler.
Yaz mevsimi sonları. Ekinler hasat edilmiş, mısırlar biçilmiş. Kış hazırlıkları hızlanmış. Bu günlerde işleri çok Çardaklıların. Uzun ve sert geçecek kış için kendilerinin ve hayvanlarının ihtiyaçlarını hazırlamaları gerekiyor. Bütün bu işlerin altından tek başına kalkmak zordu tabi. Çardaklılar da imece yaparak birbirlerine yardım ederlerdi. Bu yardımlaşmaya (belğhi) derlerdi. Ev yaparken, çamur sıvarken(evlerin iç ve dış sıvaları), yün tararken, keçe yaparken, mısır soyup döverken belğhi yapılırdı. Bu işler gündüz de yapılır işin özelliğine göre gece de yapılırdı.
Belğhilerin Çeçenlerin toplumsal yaşamında önemli yeri vardı. Genellikle bu toplantılara gençler katılırdı. Bir taraftan çalışırken diğer taraftan kızlarla delikanlılar arasında zarif takılmalar, şakalar yapılırdı. Gençler arasında yürek hoplatan bakışmalar, işaretleşmeler olur, nice sevdaların temelleri atılırdı buralarda.
Akşam Madagilin mısırları soyulacak. Mada gündüzden hısım akraba, eş dost ve komşulara haber verdi. Akşam belğhi toplandı. Mısırlar soyulmaya başlandı. Soyulan mısırlar orta yerde serili olan bir çulun üstüne atılıyor, yavaş yavaş güneş sarısı, altın kırmızısı mısır öbeği büyümeye başladı. Soyulan mısırlar bir iki gün güneşte kurutulduktan sonra dövülüp taneleri ayrılacak, fırınlandıktan sonra da öğütülecek. Öğütülen bu mısır unundan da şakalara bile konu olan meşhur Çeçen siskal’ı pişecek. Xudur yapılıp kaşıklanacak. Sapları da doğranıp hayvan yemi yapılacak. 
Belğhi de Mada’nın hem komşusu hem de arkadaşları Cebrail ile Biybolat da vardı. Gençler, konu komşu hep birlikte çalışıyorlardı. Cebrail’in baktığı (ilgilendiği) kız da vardı belğhide. Cebrail artık evlenme vaktinin geldiğini düşünüyordu. Geçenlerde konuyu annesine açmış bir anlamda ailesini de haberdar etmiş oluyordu.
 Gençler bir yandan mısırları soyuyor, bir yandan da şakalar, takılmalar ve zaman zaman ılık geceye karışan şen şakrak kahkahalar  yükseliyordu. Bir tarafta aydınlatmak için çıralı çam odunu yakılmış, üzerine de kocaman bir kazan oturtulmuş. Soyulan mısırların içinden firik olanları bu kazanda kaynatılıyor. Belğhi şakalar, şamatalarla devam ediyordu.
Cebrail bu akşamın, sevdiği kızı kaçırmak için iyi bir fırsat olduğunu düşündü. En güvendiği bir iki arkadaşına haber verdi. Mısır soyanlar dağılırken kızı kaçırdılar. Kız da zaten bir direnme, zorluk göstermedi. Bir akrabanın evine çıkardılar teslim ettiler. Kendileri de başka bir eve gittiler. Ardından bir kaç el silah atıldı. Böylece Cebrail’in kız kaçırdığı ilan edilmiş oldu. Ertesi gün büyükler toplanıp barış yaptılar ve düğün kuruldu.  
Eskiden düğünler birkaç gün sürerdi. Düğünün son gecesi. Yarın gelin indirilecek. Toy verilecek. Bu akşam daha bir kalabalık düğün. İki tamda (yönetici) idare ediyor düğünü. Komşu Çeçen köyü Behliöyl  den gelen misafir geçler de var. Düğün büyük bir neşe içinde devam ediyor. Gençler sıra ile, (bazan sırayı ve düzeni de bozarak ) oynuyorlar. Kızlar oğlanlar birlerine kur yapıyorlar. Karşılıklı bakışmalar, sözlü şakalar ve espriler yapılıyor. Halkanın belirli yerlerinde arkadaş grupları oluşmuş. Nüktedan birinin kızlar tarafına söylediği bir söz, bir kahkaha patlamasına yol açıyor. Oynayan bir delikanlının arkadaşları onu coşturmak için daha kuvvetli el çarparak tempo tutuyorlar. Zaman zaman da silahlar atılıyor.
Mada nın da çakmaklı bir tabancası vardı. O da tabancasını çıkardı. Namlusunu havaya doğrulttu. Tetiğe bastı. Fakat silah patlamadı. Bir daha bir daha denedi yine patlamadı. Mada etraftakilere mahcup oldu. Hemen yanında duran Biybolat olan biteni izliyordu. Biybolat, Mada nın büyüğü sayılıyordu. Hem taypınvaş’ı (kabile kardeşliği), hem de karşı bitişik komşusu idi. Bu yüzden teklifsizce; “Ver bakim,  ne olmuş bir bakalım.”  Mada itirazsız verdi. Silahı alan Biybolat namluyu yere doğrulttu. Ateşten yana dönüp inceledi. Tetik düzeneğinde ki basit arızayı görüp giderdi. Namlusundan tutup Mada ya uzattı. “Al şimdi şeyh e doğrultsan gene patlar.”
Mada elini uzattı. Kabza ile aynı anda tetiği de tutmuştu. Tabanca büyük bir gürültü ile düğün halkasının ortasında patladı. Biybolat “ne yaptın”  diyebildi ve olduğu yere yığıldı. Büyük bir panik başladı. Her kafadan bir ses çıkıyordu. Hemen düğünü durdurdular. Kızları içeri aldılar.
“Biybolat vuruldu, Biybolat vuruldu.”
“Kim vurdu. Nasıl vuruldu.”
“Kaza ile vuruldu. Mada’nın silahıyla vuruldu.”
“Hemen evine götürelim. Babasına haber verelim.”
Biybolat yere yığılmış, sürekli kan kaybediyordu. Yerde akan kandan bir gölcük meydana gelmişti.
Mada adeta donmuş, katılaşıp kalmış,  ne yapacağını bilemez halde idi. Çok sevdiği en yakın komşusunu vurmuş olmanın üzüntüsü ve elinden çıkan bu kazanın derin pişmanlığı içinde, çaresiz, geri dönülemez bir halde taşlaşmış gibi kalakalmıştı. Onu bu durumda gören biri usulca kolundan tutup bir kenara çekti. Alıp komşu evlerden birine soktu. “Buradan ayrılma” dedi.
Biybolat’ı bir yamçıya yatırdılar. Hemen bitişik bahçe çitinden aşırıp karşıdaki evine götürüp yatırdılar.
Şimdi Hacı Zağa nın evi, bir yandan feryat figan, bir yandan girip çıkan, ana baba günü idi.
Biybolat bir daha kendine gelemedi. Köyün cerrahı göğsündeki yaraya tampon yapıp bazı otlar, ilaçlar vurup yarayı sardıysa da Biybolat gece yarısından sonra son nefesini verdi. Hacı Zağa nın büyük oğlu Biybolat geçliğinin baharında ardında bir kız ve dört beş aylık oğlu Mehmet ( Mamma ) yı bırakarak bu dünyadan göçtü.
Aynı gece Mada’nın babası Akta Haci, bir durum değerlendirmesi yaptı. Oğlunun elinden kaza ile de olsa bir ölüm olmuştu. Ölenin ailesi kan davası güdebilirdi. Çeçenlerde ve hatta bütün Kafkaslarda kan davası çok şedid uygulanır, kan borcu nerede olsa alınır, alınmazsa kan davası güdenin toplum içinde yeri itibarı, toplumsal statüsü düşerdi. Çeçenler buna “cir” derler. Ancak; İslami karakterli affetme geleneği de vardır. Bu durumda affedileni kendi ailelerine kabul eder veya ölenin yerine sayar olmaları da da güzel bir gelenekti. Akta Haci, Hacı Zağa’nın ve ailesinin ne diyeceğini bilemediğinden, en iyisi bir süre karşı tarafın gözünden uzak durmak gerektiğini düşündü. Bu geleneğe de uygun olurdu. Akta Haci ve ailesi, hemen o gece sessizce Çardak’ı terk ettiler.
Şafakla beraber Kafkas kökenli komşu köylere de haber verildi. Sabahleyin taziyeye duruldu. Öğlen olmadan cenaze köyün kenarındaki mezarlığa defnedildi. (Bu mezar yeri şimdi Çardak’ın ortasında kalmıştır ve yerinde belediye binası bulunmaktadır.) Hacı Zağa ve akrabaları taziyeleri kabul için dizildiler. Çardaklılar, komşu köylerden gelenler ve Gücüksu dan gelen Çeçenler başsağlığı dileyerek dualar okudular. Taziye gün boyu devam ederken, Hacı Zağa, taziye de Akta Hacılardan kimse olmadığını fark etti ve herkesin duyabileceği şekilde, Akta Haci ve ailesini kastederek:
-Miçah du har caleyş (nerede bu köpekler) Neden onlardan kimse yok burada.
Bir an herkes şaşırdı kaldı. Gücüklü yaşlılardan biri:
-Hacı Zağa; böyle bir gün de onları burada görmek ister miydin? Onların burada olmalarına izin verir misin? Yani kan davası gütmeyecek misin?
Herkes onun vereceği cevabı merak edip, dikkat kesilmişti. Bu cevap savaş ya da barış kararı olacaktı. (Hacı Zağa aslında savaş adamı da değildi. Onun işi ibadet ve Kuran okumaktı daha çok. Kuran okumak dördüncü kuşak torunlarına kadar tevarüs etti.)
Hacı Zağa, ardında iki yetim bırakarak gencecik yaşında ölen evladının acısını yüreğinin ta derinliklerinde hissediyor, fakat kan davasının da ne denli zor olduğunu gayet iyi biliyordu. Hacı Zağa bu acıya da katlanabilirdi. Çünkü bu yaşlı yüreği yıllardan beri nice acılara katlanmayı öğrenmişti. Ruslara karşı yaptıkları savaşlarda kaybettiği  onlarca yakınları, Daymohk dan ayrılmak  zorunda bırakılmaları, uzun ve meşakkatli göç sırasında elleriyle gömdükleri, ve hiç dinmeyen ata yurduna hasret!
Şimdi de hepsinden baskın gelen evlat acısı. Bu acıyı da diğerleri gibi, yorgun ve yaşlı yüreğine gömdü Hacı Zağa. Söyleyeceklerini merak ve dikkatle dinleyenlere dönerek;
-Daymohk  (ata yurdu) dan bu kadar uzakta, bu garip memlekette kaza ile olmuş bir olayı kan davası yapmanın ne anlamı  var. Hepimiz kardeş değimliyiz? 
Gücüklü aksakallı tekrar sordu:
-Öyleyse onları Çardak’a geri getirebilir miyim?
-Elbette. Taziye bitmeden burada,  yanımızda olsunlar.
Hemen Gücüksu köyüne bir atlı çıkarıldı. Akta Haci ve ailesi Çardak’a döndü. Herkesle birlikte taziyede bulundu.
Bu olay, bu iki dişnuo aile arasında hiçbir zaman bir kin ve düşmanlığa yol açmadı. Bu güne kadar evleri, bahçeleri, avluları birbirine bitişik bu aileler huzur ve barış içinde yaşadı. Yaşamaya da devam ediyorlar. Bu tür kazalar bu düğünlerde ne çok tekrarlana gelecekti? Hala devam eden bu ilkel ve maganda geleneği ne çok can aldı, nice ocağa ateş düşürdü.   


ALİ BOLAT

Bu Yazı Toplam 2360 Defa Okunmuştur
Kafkas Çeçen Kültür Derneği Mail Listesine Katılmak ve Düzenli Haber Bülteni Almak İçim Katıl
Etkinlik Takvimi

«  Aralık 2017  »
PzPtSaPeCuCt
 12
3456789
10111213141516
17181920212223
24252627282930
31 

 
Yorum / Makale
ÇEÇEN EVİ

Abdurrahman ÖZDİL
ÇEÇEN KÜLTÜRÜ TESPİT ÇALIŞMALARI 1

Erol YILDIR
ZAMANIN HÜKMÜ

Atila DOĞAN
ÇEÇEN HİLMİ (Bir PATENT Öyküsü)

ihsan BERKHAN
KURŞUN 1. bölüm

Ali BOLAT
TÜRKİYE ÇEÇEN DİASPORASININ EN ÖNEMLİ PROBLEMİ

Yahyahan GÜNEY
ŞEHİTLERİMİZ - GAZİLERİMİZ

Emin ALTUNBAY