Kafkas Çeçen Kültür Derneği İstanbul Türkiye

Erol YILDIR
25 Ekim 2011 Salı
ÇEÇEN KÜLTÜRÜ TESPİT ÇALIŞMALARI 1

.

.

.

ÇEÇEN KÜLTÜRÜNÜN
TESPİTİ VE DERLENMESİNE YÖNELİK
ETÜDLER-TASARILAR
(1)

Bir Kültür Projesi Taslak Raporu
2010

EROL YILDIR

 

-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

ÖNSÖZ

Bir toplum anavatanından sürülerek başka coğrafyalarda yaşamak zorunda bırakıldığında, sadece binlerce yıldır üzerinde yaşadığı ata toprağını kaybetmekle kalmaz ayrıca birçok maddi ve manevi değerini de birlikte kaybeder. İnsanlığın binlerce yıllık geçmişinde yüzlerce halk bu tür yıkımlarla karşılaşmıştır. Çeçen Toplulukları da bu yıkıma uğrayan halklardan birisidir. Sadece bir sürgün yaşayan toplumlar dahi, bu olayın yıkımlarını ve izlerini yüzyıllarca milli benliklerinde taşırken, Çeçenler çok kısa zaman aralıkları içerisinde bu yıkımla defalarca karşı karşıya gelmişlerdir.
Sürgün veya göçle ulaşılarak yeni yaşam alanlarına dönüşen topraklar, yeni yaşam şekillerine ve kültürel değişimlere açık doğal gelişmeleri de beraberinde getirir. Diğer bir deyişle bir toplumun, yüzyıllarca yıldır yaşadığı topraklardan  uzaklaştırılması sonucu kaybettiği sadece bir vatan değil, aynı zamanda özgün yaşam kültürü ve kendi biçimsel görüntüsünü de oluşturan insani değerlerdir.
Bu toplumlar zaman içerisinde direncini kaybeden bir tür içgüdüsel savunma mekanizmasıyla özgün kültürlerini korumaya çalışırlar. Bu tür bir süreç yaşama zorunda kalan Diaspora toplumları için, “biçimsel özellikleri belirgin olan” maddi kültür unsurları -bu nedenle- çok önemli materyaller haline dönüşür. Eğer, bir toplum geçmişini yansıtan maddi kültürel değerlerini araştırma materyallerine yeterince sahip değilse en büyük yıkıma uğramaya ve yok olmaya da hazır hale gelmiş demektir. İşte, vatanlarından koparılmış ve diaspora da (:yeni yurtlarında) yaşama zorunda bırakılmış bütün halkların en büyük sorunlarından birisi de budur.
Çeçen toplulukları bu tür diasporik sorunları yaşamalarına rağmen bu farkındalığı abartmayarak, vatandaşı oldukları yeni ülkelerine samimiyetle bağlanmış ve herhangi bir etnik soruna sebebiyet vermeden hizmet etmişlerdir. Diasporada yaşayan Çeçenler, bu barışık yaşantıları sırasında anavatanlarından göçle birlikte getirdikleri kendi özgün geleneksel değerlerinin bir bölümünü de sınırlı kültürel varlıkları halinde muhafaza etmişler, özgün geleneksel kimliklerini olabildiğince korumaya çalışarak insanca yaşama uğraşı vermişlerdir. Bu raporun oluşturulmasındaki temel  çıkış noktası da budur.

AMAÇLAR

Böyle  bir çalışmanın düzenlenmesindeki ana amaç, içinde bulunduğumuz çağda hızla kimliksizleşen toplumlardan birisi olmamak için Çeçen kültürünün yaşatılması, bu kültürü oluşturan değerlerin tespit edilerek kayıt altına alabilmenin yollarını araştırarak yeni yetişen nesillere kültür ve toplumsal özelliklerin aktarılması, diasporada yaşayan insanlar arasında gittikçe yok olan birlik ve dayanışmanın sağlanmasının öneminin vurgulanmasıdır. Ayrıca, büyük acılar sonucunda ağır bedeller ödeyen atayurt Çeçenya ile tekrar olması gereken kültürel, ekonomik ve siyasi ilişkileri oluşturulması ve toplumsal dayanışma-bütünleşme çalışmalarının yollarının aranmasıdır.


KÖKLER

Günümüzde diaspora olarak yaşayan Çeçen topluluklarının atavatanı ÇEÇENYA’dır. Bu topluluklar “Daymohk”adını verdikleri bu ülkeden farklı tarihlerde ayrılmışlardır.
1.Grup : Çarlık Döneminde Kafkas-Rus Savaşları sonunda ayrılanlar: Bu çalışmanın da hedefi olan ana kitledir. 1860’lı yıllardan itibaren 1910’lu yıllara kadar, “Hünkırmahkoy” dedikleri o zamanki adıyla Osmanlı İmparatorluğuna yerleşen ve daha sonraki yıllarda imparatorluğun parçalanmasıyla Türkiye, Suriye ve Ürdün sınırları içinde kalarak kendi aralarnda da farklı kimliklere bürünen topluluklardır.
2.Grup : SSCB döneminde II.Dünya Savaşı sonunda 1944 yılında gerçekleşen Sibirya Sürgünüyle ayrılanlar; Stalin tarafından yapılan bu sürgün Çeçenya’da yaşayan tüm Vaynah halkının Orta asya ve Sibirya içlerine sürgün edilmesiyle kanlı bir şekilde gerçekleşmişti. Bu sürgün Çeçenlerin yaşadığı en zor yıllardan sonra Kruşcev döneminde “iade-i itibar” verilerek tekrar vatanlarına dönmeleriyle sonuçlanmıştı. Ancak bu sürgün sonucunda eski SSCB ülkelerinde kalan topluluklar oldukça fazladır.
3. Grup: 1995 yılından itibaren başlayan savaş sonucunda Çeçenya’dan ayrılarak çeşitli ülkelerde yaşamak zorunda kalan mültecilerdir. Ancak bu insanların büyük bir bölümü vatanlarına tekrar dönmüştür.

DURUM ANALİZİ  

Bilim ve teknolojideki gelişmelerin sonucunda, dünyanın neresinde olursa olsun insan hayatını kuşatan bütün alanlarda her geçen dakika büyük değişimler ve gelişmeler meydana gelmektedir. Bu özellik dünyayı her geçen gün daha da küçültürken, farklı ülkelerde yaşayan insanların arasındaki kültürel ve ekonomik uçurumları da derinleştirmekte, insanlık için bilgi toplumuna dönüşmenin belki de en olumsuz yönünü oluşturmaktadır. Böylece bilgi çağının olumsuz bir gerçeği olarak, teknolojik bakımdan üstün olan toplumların kültürleri, diğer ülkelerin kültürlerini etki altına almaktadır. Tarihi köklerinden uzaklaştırılmış, milli veya özgün kimlikleri yok edilmiş tek düze ve monoton teknoloji kültürü bütün insanlığı bekleyen yakın bir tehlike olarak belirginleşmeye başlamıştır. Artık varlıklarını korumak isteyen bütün toplumlar (ki buna teknolojisi gelişmiş bazı toplumlarda dahildir) kendi mevcut imkanlarını sonuna kadar zorlayarak ve kullanarak bu uçurumu yok etmeye yönelik bir çalışma süreci içerisine girmişlerdir. Bilimin her alanı için geçerli olan bu çabalar aynı zamanda kültürel değerler için de söz konusudur. Bu gelişmeler sonucunda, kendilerini  yakın zamanda bekleyen kültürel yok oluş sürecine karşı hazırlama ve savunma yapma düşüncesiyle, yaşatılan mevcut kültür değerlerinin veya henüz araştırılmamış insan ve çevresine ait bilgilerin öncelikli olarak bir an evvel araştırılıp kayda geçirilmesi bütün merkezi otorite sahibi uluslar için büyük bir amaç ve zorunluluk haline gelmiştir. Böylece çağdaş toplumlar, teknolojiyi reddetmeden, onun geliştirdiği olanaklardan yararlanarak kültürel zenginliklerini yaşatma yolunu büyük maddi bedeller ödeyerek benimsemiş bulunmaktadırlar. Diaspora ortamında yaşayan Çeçenler ve benzeri toplumlarda ise kültürel amaçlı böylesi bir zorunluluk sadece şahsi fikirler seviyesinde kalmaktadır. Hakim kültür altında yaşadıkları sahalarda içe dönük bir kültürel yapıya sahip olan Çeçenler aynı zamanda  muhafazakar bir çabayla korudukları çok zengin ve araştırılmamış kültürel birikimlere sahiptirler. Ancak bu birikimler, hakim kültürlerde görülenden daha fazla bir ölçüde günden güne artan bir hızla yok olmaktadır. Bu değerlerin biran evvel tespit edilebilmesi için yapılacak öncelikli çalışmalardan birisi, kültürel konularda araştırma yapacak kişilerin teşvik edilmesi ve grup çalışmalarının yaygınlaştırılmasıdır.  
Her toplum kendisine ait kültürel değerlerini, kendi yaşantısının gereklerinden kaynaklandığı için “en uygun yol” olarak benimser. Bu nedenle insanlar her zaman kendi kültürünü savunarak mümkün olduğunca korumaya çalışır. Toplumlarda bu dürtünün etkisiyle daima başka kültürlere karşı bir savunma ve yabancılaşma eğilimi vardır. Ancak bu eğilimin toplumlarda belirli bir oranda olması gerekir. Özellikle başka kültürlerin baskısı ile oluşan bir tür asimilasyon süreci sonucunda bu savunma eğilimi aşırı boyutlara da ulaşmaktadır. Böylece muhafazakar bir çabayla adeta hiçbir değişime uğratılmadan korunmaya çalışılan değerler o toplumda bir tür aşırı içe dönüklülük (etnosantrizm) yaratabilmektedir. Eğer bir toplum kendi kültürünü her bakımdan kültürlerin en iyisi olarak görüyorsa bu durum aynı zamanda o toplumun aşağılık kompleksinin sonucunda oluşmuş yozlaşmışlığın da bir göstergesidir. Bu hastalığa tutulan toplumların fertlerinde  kendi değerlerini aşırı koruma iç güdüsü kadar, bu düşüncenin zayıf tarafının farkına varan kişilerde oluşan kendi kültürünü beğenmeme veya küçümseme iç güdüsü de ortaya çıkar. Kendi kültürünü beğenmeyen fertler genelde ait oldukları kültür grubundan bir an evvel çıkarak, ya hakim kültür içerisine dahil  olmayı, ya da kültürler üstü inanç veya evrensel kültür boyutuna ait olmayı arzu ederler. Her üç amaçta aslında doğal asimilasyon süreçlerinin bir sonucu olarak ortaya çıkar ve çok çeşitli kişisel yada toplumsal nedenlerden kaynaklanmış olabilir.
Gayet insani bir tavır olarak, mensup olunan kültürün  hızla yok olması karşısında duyulan çaresizliklerle dolu düşünce ve kaygılar, Türkiye’de veya başka ülkelerde yaşayan  birçok insanın da dilinden düşmeyen ve gönlünden silinmeyen bir gerçektir. Bu tür kaygılar çoğu kez, birçoğumuzu düşüncelerimizden bezdirerek kendimizi hayatın olağan akışına bırakmamıza neden olur. Bu bırakışın ardından, sosyal süreç içerisinde paradokslar ve yanılsamalarla geçecek bir hayat artık kendi gerçeğimiz haline dönüşmüş demektir. Aslında, gerçekten insanı insan yapan kültürlerin yok oluşuna karşı bu kadar çaresiz, bu kadar aciz miyiz? diye soranlar ise çeşitli doğal zorluklar, yıldırmalar ve ithamlarla karşı karşıyadır. Ama her şeye rağmen hayat bütün içtenliğiyle akıp gider. Kültürler, toplumlar ülkeler ve insanlar değişir. Kalıcı olanlar ise yeni nesillere davranış, bilgi ve deneyim olarak aktarılanlardır.
1860‘dan itibaren Anadolu’da veya Ortadoğu’da yaşayan Çeçen ve diğer Kafkas kültürlerine mensup insanların hem kendi otantik kültürlerinin, hem de kader birliği ederek yaşadıkları ülkelerdeki hakim kültürlerin erimesine, yok olmasına karşı gösterdikleri iki cepheli mücadeleleri sadece konu ile ilgilenenlerin bilgisi dahilindedir. Öyle ki bu kişiler sadece normal şartlarda bir insanın korumak, kollamak ve geliştirmek zorunda olduğu kendisine ait kültürel değerler bütününü korumaya çalışmakla kalmamış, geleneksel olarak aldığı davranış özellikleri neticesinde yaşadığı farklı ülkelere ait hakim kültürel değerleri de ayrıca büyük bir azimle karşılık beklemeden korumuşlardır ve vatandaşlık bilinciyle bundan sonrada korumaya devam edeceklerdir.
Çeçenler kültürlerinin kendine has paylaşımlara ve orjinaliteye sahip bir tür yaşam biçimi olduğunun bilincinde olmalarına rağmen yakın çevrelerinde kendi halkından kimselerle birlikte yaşam alanları oluşturamamanın sıkıntılarını yaşamaktadırlar. Türkiye’de yaşayan Çeçenlerin ikamet ettikleri yerler birbirine çok uzaktır. Bu nedenle yüz yüze birliktelik kurma imkanları da çok kısıtlıdır. Aynı şehirde yan yana binalarda yaşayanların dahi, çalışma şartlarından dolayı bir araya gelebilmeleri için kişisel fedakarlıkları ve özel çabaları gerekmektedir. Aynı şekilde, yaşanılan muhit, iş alanları ve irtibatta olunan çevreler çok farklıdır. Bu nedenle büyüklerinden bilinçli veya bilinçsizce kazanılan değerleri ne kadar yaşatmaya çalışsalar da başarısız olmakta, günden güne yok olmanın acılarını, sancılarını yaşamaktadırlar.
Kültürünü kaybetmenin sancısını yaşayan her toplum gibi, Çeçenler de kişiliğine uymayan bir hayatı yaşamak zorunda kaldığı için günden güne bireysel olarak asabileşerek, kırılganlaşmakta, gerginleşmekte ve uç kutuplara kaymaktadırlar. Kişisel arayışlar bu aşamada daha çok ivme kazanmaktadır. Kişisel çabalar, bir araya gelemeyiş nedeniyle daha farklı grupların içerisine girerek gerçekleşmekte ve başkaları tarafından üretilen politikalara -farkına varmadan- alet  olunabilmektedir.
Çeçenler Türkiye’de tahmini 20.000 nüfustan oluşan bir topluluktur. Çeçen Dili sadece köylerde yaşayanların çok az bir bölümü tarafından bilinmektedir. Şehir merkezlerinde büyümüş nesiller anadilini unutmuş durumdadır. Çeçen dilini bilen insanların sayısı günden güne azalmaktadır. Çeçen dilini kullanabilen insanların büyük bir bölümü ise  çocuklarına dillerini öğretmemektedir. Çeçen kültürü üzerine yapılmış çok az çalışma bulunmaktadır. Kişisel çabalarla gerçekleşen bu çalışmalar oldukça az olmasına rağmen fazlaca bir talep görmemektedir. Daha açık söylemek gerekirse Çeçenler bilgi çağında cahil bir toplum olmak üzeredir. Bu yüzden birbirlerinden günden güne daha fazla kopmakta ve kendi kısır düşüncelerinden oluşan doğmaları daha da katılaşmaktadır.
 
SINIRLILIK 

Türkiye'de yaşayan Çeçenler, kültürel değerlerini korumaya yönelik çalışmalar için yeterince "birliktelik" oluşturamamışlardır. Bugüne kadar, kişisel olarak iyi niyetle ve fedakarlıklarla gerçekleşen bazı çalışmalar da bu birlikteliği sağlamaya yönelik işlevi yerine getirememiştir. Gerçekte, kültürel yok oluşa karşı "tek çare" bu tür birlikteliklerin oluşturulmasına bağlıdır. Bilindiği üzere tüm dünyada ülkeler öncelikle kendi özgün kültürlerini korumak üzere resmi kurumlar oluşturmakta, devlet kaynaklarından beslenen her tür araştırma-derleme-koruma çalışmalarını gerçekleştirmektedirler. Türkiyede yaşayan Çeçenlerin kültürünü korumaya yönelik resmi bir çaba ve devlet desteği bugüne kadar oluşturulmamıştır. Bu durumun başlıca nedeni ise, bu ülkede yaşayan Çeçenlerden herhangi bir talebin gelmeyişi ve bu yönde hiçbir çabanın gösterilmeyişidir. Kendi özgün değerlerine sahip olamayan ve kültürüne sahip çıkmayan bir toplumun ise kaybettiklerinden dolayı hiç kimseyi sorumlu tutmaya hakkı yoktur.
Tüm bu açıklamaların ışığında, bu ülkede yaşayan Çeçenler arasında; temeli "hoşgörü, sevgi, anlayış, saygı, tutkunluk, olgunluk, fedakarlık" gibi insani özelliklere dayanan bir birlikteliğin acilen oluşturulması gerekmektedir. Bugüne kadar yapılanlara takılmadan, sadece gelecek nesillere kültür aktarımının sağlanması için çağın teknolojik imkanlarından da yararlanarak bu çaba içine girilmesi gerekmektedir. Ama bu çaba içine girecek kişilerin öncelikle kişisel egolarından arınmış olmaları da bir ölçüde zorunludur. Küçük kusurları hoş görmek, yaşatılmış ve temeli “birlik” ruhuna dayanan adetlere göre davranmak çok önemli bir gerekliliktir. Unutulmamalıdır ki, Çeçenler, tarihin zorlu dönemlerinden, katliamlardan sürgünlerden kurtularak günümüze kadar varlıklarını koruyabilmişlerse bu “bir kişinin bin kişi, bin kişinin bir kişi için yaşadığı bir toplum” olduklarından dolayıdır. Bugün Çeçen olduğunu söyleyebilenler, bunun sebebini,   kendilerinden önceki nesillerin "BEN" olmaktan vazgeçip "BİZ" olmayı başarabilmiş olmalarında aramalıdırlar. Ki; "Vaynakh" ın anlamı da bu birlik ruhunu yansıtır.
Kafkasya dışında alt kültürler halinde yaşatılmaya çalışılan özelliklerin bazılarının Kafkas ülkelerinde unutulduğunu veya değiştiğini göz önüne alırsak, bugün Anadolu’da veya Ortadoğu’da farklı milli sınırlar içerisinde yaşatılmaya çalışılan kültürel değerlerin önemi bir kat daha ortaya çıkmaktadır. Bu ülkelerde korunması için yeterli hiçbir tedbire başvurulmamış veya başvurulamamış kültür kalıntıları, Kafkasya’da yaşayan ve yaşatılmaya çalışılan kültürel değerlerinin bir bölümü 130-140 yıl öncesine ait adeta fanusta kalmış eski durumlarını-seviyelerini yansıtmaktadır. Dünyada eşine az rastlanılacak sosyolojik ve antropolojik bir olay olan bu durumun sadece kendisi bile aynı zamanda başlı başına bir araştırma konusudur. Mevcut kültür kalıntılarını tespit etmek, zaman, emek, maddi kaynak, kişisel birikim ve gönül isteyen bir iştir. Ki bu zorlukları nedeniyle ya az yapılmakta, ya da yapılmaya başlamış çalışmalar yarıda bırakılmaktadır. Halen yaşamaya devam eden kültür doneleri, birçoğumuzun gözleri önünde hızla yok olup giderken, kişisel birikimi, zamanı, emeği ve yeterli kaynağı olan bir çok insanımızın bu konuda hiçbir çaba göstermemesinin de genellikle günlük hayatın zorluklarından veya kişisel tavır yanlışlığından kaynaklanan ayrıca bir çok nedeni bulunmaktadır.
Kısacası, bu tür bir kültür projesinin temel sınırlılığı toplumsal özelliklerin kendisinden kaynaklanmaktadır.

ÇEÇEN KÜLTÜRÜ HAKKINDA TÜRKİYE’DE YAPILACAK ÇALIŞMALAR

Hayatın akışı içerisinde bizlere belki de doğal gelen bu kültürel yok oluş süreçlerinin acılarını, yaşayanlardan daha fazla henüz doğmamış gelecek nesiller çekecek. Aslında hızla  yok olan ve bizleri biz yapan bir çok özgün ve köklü değerimizi kendi ihmallerimizden kaynaklanan acizliğimizle yine kendimiz kaybediyoruz. Halbuki gündelik hayatımızın içerisine sıkıştırabileceğimiz bazı çalışmalar ve faaliyetler ile bir çok kültürel değerimizi tespit etmek ve bir daha yok olmamak üzere kullanılabilir bilimsel doneler haline getirmek mümkündür. Bir çok toplum kendi içerisinden çıkardığı kişilerle gerçekleştirdiği bu tür çabalarla uygar dünyadaki yerlerini daha da sağlamlaştırmıştır.  Bireysel olarak düşünüldüğünde oldukça zor ve iddialı gibi görülen bu tür çalışmalar, grup birlikteliğiyle yapıldığında daha kapsamlı ve gerçekçi bir hale de dönüşebilir. Bugün dünya üzerinde yaşayan bir çok uygar toplum kültürel varlığını bu tür birliktelikler sayesinde koruyabilmişse, yok olma tehlikesi ile karşılaşan toplumlar  için de işlevsel bir çözüm olabilir ve uygulamanın bir an evvel yapılması gerekir. Ayrıca bu tür çalışmaların yapılmasında geç kalınmış olmaktan dolayı hayıflanmak yerine bundan sonra ne yapılabilir üzerine düşünmek daha gerçekçi ve gerekli bir davranış olacaktır. Doğrusu; bu tür kültürel çalışmaların, devletlerin sahip olduğu geniş imkanlardan yararlanılarak yapılmasıdır. Böylece, bu işe gönül veren insanların  istisnai çabalarının daha verimli kullanılması gerçekleşecektir. Unutulmamalıdır ki yok olan değerler bir daha kazanılamaz. Aynı zamanda kültürel açıdan yok olan toplumlar genellikle birlikte yaşadıkları hakim toplumların içerisinde eriyerek onların kültürel zenginliğine büyük bir katkıda bulunurlar.
Çeçen Diaspora'sında yaşayan insanların, çoğu kez hangi konuda çalışabileceklerini bilememeleri nedeniyle büyük bir istek duymalarına karşılık araştırma yapmaktan vazgeçtikleri de görülmektedir. Aslında konu bulma belki de bu tür çalışmaların en kolay aşamasıdır. Çünkü sosyal bir varlık olan insanı çevreleyen hemen her ayrıntı bu konu kapsamı içerisinde değerlendirilir. Çeçen  ve aynı kültür çemberine dahil olan Kafkas Diaspora’sına ait sahalarda incelenecek ve derlenecek konu başlıkları öncelikle tarih, sanat tarihi, psikoloji, antropoloji, halk bilimi, sosyoloji, filoloji, etnoloji vb. gibi çok çeşitli bilim dallarının da araştırma kapsamı içerisinde bulunan bu konuları (özellikle Halk Bilimi açısından)  tam olarak tespit edilmiştir.

Bu konular için bknz.
· Kafkas Diasporası Saha Araştırmaları İçin Teknikler ve Öneriler,
Erol YILDIR,   Kafdav Yayınları: 1, Ankara 2002,  İSBN 975-6540-001
 
(devam edecek)

Bu Yazı Toplam 4512 Defa Okunmuştur
Kafkas Çeçen Kültür Derneği Mail Listesine Katılmak ve Düzenli Haber Bülteni Almak İçim Katıl
Etkinlik Takvimi

«  Ekim 2017  »
PzPtSaPeCuCt
1234567
891011121314
15161718192021
22232425262728
293031 

 
Yorum / Makale
ÇEÇEN EVİ

Abdurrahman ÖZDİL
ÇEÇEN KÜLTÜRÜ TESPİT ÇALIŞMALARI 1

Erol YILDIR
ZAMANIN HÜKMÜ

Atila DOĞAN
ÇEÇEN HİLMİ (Bir PATENT Öyküsü)

ihsan BERKHAN
KURŞUN 1. bölüm

Ali BOLAT
TÜRKİYE ÇEÇEN DİASPORASININ EN ÖNEMLİ PROBLEMİ

Yahyahan GÜNEY
ŞEHİTLERİMİZ - GAZİLERİMİZ

Emin ALTUNBAY